BLOGGER TEMPLATES - TWITTER BACKGROUNDS

Wednesday, 14 September 2011

Enerji hareketleri ve ozellikle kadinlardaki beslenme degisimi

- ozellikle Ay'in etkiledigi son gezegen hareketleri nedeniyle bir cok kadin vucutlarinda inanilmaz bir degisim yasiyorlar...
-Endokrin sistemi bu degisime yavas yavas alismaya basliyor...tum bio-kimyasal ve bio-resonansla ilgili ozellikler degismekte...Menstrual dongu ve kadinsal organlar yenilenme ve enerji cozulmesi yasamakta...
- Hazim sistemi tamamen degismekte...cogu kez azicik kati gida ve tonlarca sivi kendinizi iyi hissetmek icin yeterlidir.. inanilmaz yogun olan frekans nedeniyle hazim sistemi ve metabolik sistem cok yavaslamis durumda...tum enerji frekansa uyumlanmak icin harcaniyor cunku...bu demek oluyor ki karacigeriniz cok mesgul ve bagirsaklarinizdaki hareket cok yavas..beslenmenizi sivilar, yumusak gidalar ve az miktarda yuksek besinli yiyeceklerle sinirlayip hazmi kolaylastirmaniz gerekiyor...bunu yapmayip agir ve kati gida alirsaniz gaz sancisi, sisme, mide sancisi cekersiniz..
- daha fazla isik cektikce,anne tarafindan aldigimiz DNA yapisi ve hucrelerimizde enerji donusumunu saglayan yapi degismekte. Eksiden daha fazla karbonhidrata ihtiyac duyardik bu donusumun gerceklesmesi icin.  Auramizda artik stabil olan isik orani hucrelerimizdeki enerji dagitimina yansiyor ve bu nedenle bundan sonra daha az gidaya ihtiyacimiz olacak...

(Lisa Renee'nin makalesinden alinmistir...)

Friday, 18 February 2011

Akashic Records On Sacred Objects

http://spiritlibrary.com/akashic-transformations/the-akashic-records-on-sacred-objects

Sunday, 13 February 2011

Herkesin yolu farklidir...

Osho'nun bu yazisi altincagkgm@yahoogroups.com'da paylasilmis...ben de burada paylasmak istiyorum...


BAŞKALARINI SENİN YOLUNU SEÇMEYE ZORLAMA,
ÇÜNKÜ BU ONLARIN YOLU OLMAYABİLİR
 
 
Modern psikolojinin en büyük keşiflerinden biri hiçbir erkeğin sadece erkek olamayacağı, hiçbir kadının da sadece kadın olamayacağı.
Her erkeğin içinde bir kadın ve her kadının içinde de bir erkek var.
Bu kutupluluk şart.
 
Zihin de iki bölüme ayrılıyor: zihnin sol yarıküresi erkek, sağ yarıküresi ise kadın.
Bunu sana söylememin sebebi sana Zen ve Sufizm gibi olguların var olmasının nedenini açıklayabilmek; bu olaylar birbirinin zıt kutuplarıdır.
Zen negatif yoldur; temelde erkek odaklıdır. Bu zekanın, meditasyonun, farkındalığın yoludur.
Sufizm pozitif yoldur; dişidir. Sevginin, olumlu olmanın yoludur.
 
Budist inkar ederek hareket eder:
Sosan, gerçek olan bu değil, bu değil, (neti, neti) "ne bu, ne de bu" der. Reddetmeyi, elemeyi sürdürür.
Sen her şeyi elediğinde geriye kalan ve artık elenemeyen şey gerçektir.
 
Sufizm pozitiflik üzerine kuruludur: Reddetme, hayır kelimesini kullanma, evet de.
Ve negatif bir şekilde arama, tamamen pozitif bir şekilde hareket et.
Yanlışı düşünme, doğruyu düşün.
Hastalığı düşünme, sağlığı düşün.
Dikenleri düşünme, çiçekleri düşün.
Çirkinliği, sefaleti düşünme, güzelliği ve neşeyi düşün.
Her ikisi de orada.
Ve sen ikisini birarada kullanamazsın; eğer ikisini birarada kullanacak olursan delirirsin.
İşte bir adam delirdiğinde aslında olan şey bu.
O her iki kutbu da kullanmaya başlar ve onların ikisi de birbirini reddetmeye devam eder.
İşte bu yüzden zekası içinde felç olur.
İnsanın sadece birini kullanması gerek;
diğeri de orada olacaktır ama sadece bir gölge olarak, senin kullandığını tamamlamak üzere.
 
Zende sen hayır kelimesini kullanırsın ve yavaş yavaş anlamsız olan her şey köklerinden kesilir.
 Ama anlam geride kalır çünkü anlam kesilip atılamaz
. Önem geride kalır; onu yok etmek mümkün değildir, o yok edilemez bir şeydir. Bu durumda hiç sorun yok!
Zeni takip eden insanlar ulaşır. Onlar hastalıkları eleyerek sağlığa ulaşır. Bu onların yoludur.
 
Sufilerin yolu bunun tamamen zıttıdır: o pozitif yoluyla, sağlıklı olanla, evet diyerek ilerler.
Ve yavaş yavaş aynı hedefe varır.
 Ve Sufilerin yolu bir şekilde daha fazla neşe, daha fazla şarkıyla doludur
çünkü sevginin vadilerinden ve dağlarından geçerek akar.
 
Zen çöle benzeyen bir arazide ilerler.
Çölün de kendisine özgü bir güzelliği var; onun sessizliği, uçsuz bucaksızlığı, havasının saflığı kendine özgü bir güzelliğe sahip!
Eğer çöllere aşık biriysen bundan endişe etme.
İnsanlar çölden geçerek nihai hedefe ulaştılar.
Ama eğer öyle biri değilsen kendine çölde işkence etmene gerek yok.
Yeşil vadiler de var.
 
Sufizm yeşil vadiler boyunca ilerler.
Şimdi bu da çok garip bir şey ama zihnin çalışma şekli bu:
Sufizm bir çölde doğdu; Zen ise yeşil bir vadide.
Belki bu yüzden böyle oldu.
Çölde yaşayan insanlar Zenin yolunu seçemez. Onlar zaten bir çöldeler, ondan bıkmış durumdalar.
Dışarıda sadece ve sadece çölün uçsuzluğu var. Onlar içsel çölü de tercih etmek istemezler; yoksa kutupluluk ortadan kaybolur.
Dışarısı çöl olduğu için onlar içlerinde sevginin, pozitifliğin yeşil bir vadisini yaratmak zorundalar.
Bu her şeyi dengeler. Diyalektik sürece de yardımcı olur.
 
Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder.
Onlar Tanrıyı Sevgili olarak düşünürler.
Şaraptan bahsederler; şarap onların sembolüdür.
Sarhoşluktan bahsederler; onlar sarhoştur, ilahi olanın sarhoşudur.
Kendilerini dansın ve müziğin içinde kaybederler. Ziyafet çeker, kutlarlar.
Bu kesinlikle çok mantıklı bir şey.
Çölden zaten yeteri kadar var; onu içsel bir bahçe ile dengelemek zorundalar.
 
Budizm Ganj nehrinin kıyılarında, dünyanın en verimli, en güzel topraklarından birinde, Himalayaların gölgesinde doğdu.
 Dışarıda her şey güzeldi, dışarıda her şey yeşildi.
Bu durumda içeride de yeşilliği düşünmek tekdüze bir şey olur.
Güzel vadileri ve nehirleri düşünmek sıkıcı olur.
Buda içsel boşluğu, hiçliği, içsel çölü, çölün sessizliğini, çölün mutlak saflığını düşünür; dans yoktur, şarkı da yoktur.
 
Sen Budayı dans ederken düşünemezsin.
Sen Ruminin dans etmediğini hayal edemezsin.
 
Eğer Rumi bir şeyse, bir danstan başka bir şey değil.
O ilk samadhi haline otuz altı saat boyunca dans ederek ulaştı.
Dans etti, dans etti...onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce insan dans etmeye başladı.
Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı.
Nihai samadhi haline ulaştığında binlerce insan etrafında dans ediyordu.
İşte o bu şekilde ulaştı. Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir sarhoş gibi!
Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, öteyi yanında getirmişti.
 
Buda kendi nihai samadhi haline hiçbir şey yapmadan sessizce oturarak ulaştı;
o kadar sessizdi ki onun bir insan değil mermer bir heykel olduğunu zannedebilirdin.
Buda heykellerinin yapılan ilk heykeller olması tesadüf değil, bunlar Budanın heykelleri ile başladı.
Onun heykelleri ilkti, diğerlerinin heykelleri onu takip etti.
O tıpkı bir heykel gibiydi.
Sessizlik içinde, Bodhi ağacının altında otururken tıpkı bir mermer parçasına benziyor olmalı: serin, beyaz, hareketsiz.
Beyaz mermer Buda için bir benzetme oldu.
 
Ama sen Ruminin bir heykelini yapamazsın çünkü o peşpeşe gelen iki an içinde asla aynı duruşta olmaz.
Eğer Ruminin bir heykelini yapmak istiyorsan bir su kaynağının ya da güçlü bir rüzgarda sallanan söğüt ağacının heykelini yapmak zorundasın.
Ruminin bir heykelini yapmak olanaksızdır.
 
Buda Nepalde, sonsuz Himalayaların gölgesinde ve onların sonsuz güzelliğinde doğdu ve yaşadı. Bu da yine bir kutupluluk.
Dışarıda Himalayaların güzelliği var ve Buda mutlak reddedişin içsel çölünü arıyor.
Rumi bir çölde yaşadı; dışarıda sonsuz bir çöl varken o içeride küçük bir bahçe, bir cennet bahçesi, duvarlarla çevrili bir bahçe yarattı.
Cennet sözcüğünün anlamı bu, firdevs, duvarlarla çevrili bahçe, bir vaha demek.
 
Sufizmin vurgusu pozitif üzerinedir.
 
Ve ben hem Zen hem Sufiden bahsediyorum.
Sen seçmek zorundasın.
Ve bu seçim kafandan değil senin bütünselliğinden gelmeli.
İkisini de hisset. Sufinin dans ettiğini hisset,
bir de Vipassanayı hisset.
Ve sana hangisi uygunsa...
ve bir şey uyduğunda sen bunu bilirsin.
Kimseye sormana gerek olmaz
çünkü o kadar mutlak bir şekilde uyar ki sen onun için, o senin için yaratılmış gibidir;
aniden her şey uyumlu hale gelir, büyük bir ahenk ortaya çıkar.
Kafanla karar verme çünkü yanlış bir yöne gidebilirsin.
Buna tüm varlığının karar vermesine izin ver.
Tüm olasılıkları hisset; işte bu yüzden mümkün olan her şeyi görmeni sağlamaya çalışıyorum, böylece herkes kendisine uyan şeyi bulabilir.
O zaman o senin yolun olur.
 
Ve asla başkalarını senin yolunu seçmeye zorlama, bunu hiçbir zaman yapma, çünkü bu onların yolu olmayabilir.
Neşeni paylaş ama kimseyi kendi prensiplerine ikna etmeye çalışma.
Deneyimini paylaş ama asla bir misyoner olma.
Misyoner kelimesi kirli bir kelime. Kalbini kullanıma hazır bir hale getir;
eğer biri seçmek isterse seçmesine izin ver ama herhangi bir şekilde, dolaylı olarak bile onu kendi doktrinine çekmeye çalışma.
 
Senin deneyimin, senin deneyimini paylaşman çok güzel; o senin sevgin, senin şefkatin.
Ama senin prensibin, senin doktrinin, senin yolun tehlikeli.
O diğerinin yolu olmayabilir.
Ve ben burada diğeri derken bir yabancıdan bahsetmiyorum; o kişi senin çocuğun olabilir, karın olabilir, kocan olabilir, kardeşin olabilir.
Diğeri kelimesi herkesi kapsıyor;
dokuz ay boyunca karnında taşıdığın, senin kemiğin, senin kanın, senin iliğin olan, dokuz ay boyunca nabzı seninle atan çocuğun olabilir
ama o yine de kendi hayatını yaşamak zorunda.
O senin aracılığınla dünyaya geldi ama senin değil.
Onun kendi bireyselliği var. Kendi yoluyla çiçek açmak zorunda.
Tecrübe ettiğin her şeyi, iyi ve kötü olan her şeyi onun önüne ser; tüm hayatını çocuk için açık bir hale getir ama asla ona bir şey telkin etme.
Asla onu bir Hıristiyan, bir Hindu ya da bir Müslüman yapmaya çalışma.
Ona kendi doğasına uygun şekilde hareket etmesi konusunda yardım et.
Ve kimse onun içinde neyin çiçek açacağını bilemez.
Sadece ona yardım et ki büyüsün, daha güçlü biri olsun. İşte sevgi bu.
Sen telkin yapmaya başladığında bu sevgi değil, nefret.
Sen korkuyorsun, sahiplenicisin, hırslısın, bencilsin.
Diğerini kendi doktrininle hakimiyetin altına almak istiyorsun.
Diğerinin ruhunu öldürmek istiyorsun.
Yardım ettiğini düşünüyor olabilirsin ama yardım etmiyorsun; büyümeyi engelliyorsun.
Sen sadece diğerini sakatlıyorsun. O seni asla bağışlamayabilir.
 
İşte bu yüzden çocuklar ebeveynlerini asla bağışlamazlar;
onlara telkin yapıldı, onlar bir şeylere zorlandılar.
Bu bir tür tecavüz gibi ve en kötü türü: sen kendi bilincine tecavüz ettin.
Sen hayatın en temel kanunlarından birini çiğnedin.
Onların özgürlüğüne karıştın.
Ve en büyük özgürlük Tanrıya doğru büyüme özgürlüğüdür ve herkesin kendi yoluyla büyümesi gerekir.
 
Gülün kendi kokusunu sunması gerekiyor, nergisin de.
Nergisin bir gül olması gerekmiyor, bunu yapamaz.
Nergisin kendi yoluyla çiçek açması gerekiyor; kendisini sunması gerekiyor.
Bu sunum kabul görecek; sadece en derin özünden gelen, sende kökleri olan takdim kabul görecek.
O yüzden ister Zen ister Sufi ol, hissetmen gerek.
Ve acele etmeye hiç gerek yok. Hissetmeye devam et.
Bir gün, aniden, her şey bir uyuma ulaşacak,
her şey biraraya gelecek ve vizyon açılacak.
 
OSHO

Friday, 4 February 2011

The Zeitgeist Movement Responds to Egypt

<iframe title="YouTube video player" width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/BbPtt6802s4" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>

Wednesday, 26 January 2011

ZEITGEIST: MOVING FORWARD

<iframe title="YouTube video player" class="youtube-player" type="text/html" width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/4Z9WVZddH9w" frameborder="0" allowFullScreen></iframe>

Monday, 17 January 2011

Meditasyon Daveti by Burcu Cedetas (Gyan Heera)

2011 Metal Tavsan Yilina Hosgeldik

Subat 2011de baslayip 22 Ocak 2012de bitecek olan Tavsan yili, eylemlerimizin dogrudan karsiligini alacagimiz, kendi realitemizi yaratacagimiz onemli bir yil. Sevkatin, toleransin, estetik ve yumusakligin kalplerimizde yer bulmasi halinde, bu degerleri arttirarak hayatimiza zenginlik katacak keyifli bir yil olabilir. Korkular ve kaliplara bagimliligimizi surdurdugumuz taktirde, verimsiz bir yil olarakta gecebilir.

Su Ejderinin hayatimiza girecegi 2012 oncesi niyetlerimizi berraklastirmak ve hayatta gercek isteklerimizi belirleyerek faydasiz yuklerimizden kurtulmak icin Tavsan yilini iyi degerlendirmeliyiz.
Kaplanin bizi hirpaladigi 2010 yilindan sonra, diplomasinin, toleransin ve anlayisin guclenme ihtimalinin bulundugu Tavsan yili hepimizin imdadina kosacak. Yeterki biz Tavsanin olumlu ozelliklerinden faydalanacak gonul acikligina sahip olalim.
22 Ocak 2011 Cumartesi gunu gereksiz yuklerden arinmak, ic huzurumuzu ve sagduyu berraklagimizi tekrar kalbimizde bulmak icin meditasyon yapmaya davetlisiniz.
Yer: sisli (adres icin mail atiniz)


10:30-11:00 arasi toplanma
11:00de meditasyona baslayalim. Sohbeti meditasyonun ardindan kalanlarla yapariz.
12:30-13:00 arasi paydos


Bireysel Kaia Taslarinizi getirin lutfen, hem meditasyonun etkisini arttirir, hem de bu vesileyle taslarinizin durumuna bakariz.

Calisma ucretsizdir. Dikkate alacaginiz noktalar:
1. 11den sonra kapi acilmaz. en gec 10:50de gelmis olmaniz gerekiyor.
2. Geldiginizde tuvalet ve su ihtiyaclarinizi karsilayip, rahat bir oturma yeri bulup meditatif duruma gecmenizi rica ederim.
3. Meditasyonun yapilacagi alanda ozel bir enerji alani olusuturulmus olacak, bu nedenle sessizlik icinde meditatif kalmanizi ve kendinizi meditasyona hazirlamanizi rica ederim. Ayni sebepten dolayi cep telefonunuzu mekana girmeden kapatin ve her turlu canta, esyanizi giriste birakin.
4. Her turlu konusma ve sohbeti meditasyon sonrasinda yapariz.
5. Rahat etmeniz icin acik renk-pamuklu-yunlu gibi dogal kumaslardan kiyafet secin.
6. Dileyenler yanlarinda getirdikleri kiyafetleri burada giyebilirler, bu durumda 10:40da gelmeye ozen gostersinlerki gecikme yasamayalim.
7. Bayanlar naylon corapla gelecekseniz, yaninizda med sirasinda giymek uzere pamuklu corabiniz olsun.
8. Med yapacagimiz alan sicaktir, fazla kalin giyinmenize gerek yok. tisort ustune hirka gibi bir seyler yeterli olacaktir.
9.Kendi mekanimda yaptigim icin alan kisitli, gelecek olanlar lutfen isim bildirsinler, yer kalip kalmadigini iletebilelim.
10. Evde su bardagi kisitli, kucuk bir su sisesi getirirseniz yaninizda sevinirim. Uzerine de isminizi yazin lutfen ki med sirasinda karismasin. Bosalan siselerinizi dolduracaginiz kadar cok suyumuz var :)

Sevgilerimle

Burcu Cedetas


http://www.burcucedetas.com/

 

Saturday, 8 January 2011

Indigo and Crystal Children (by Jen Eramith MA)

What are indigo and crystal?  How many are there and are they still being born?

The terms "Indigo" and "Crystal Children" are used to describe the idea that children who have been born in the last two or three generations have been bringing a new kind of light to the human experience.  This is something that was new 30 or 40 years ago.  For thousands of years, human beings have been born with the same basic contract for what it means to be human.  Any given person brings part of their soul's energy and experience with them to become part of their personality and life mission -- yet you forget most of your soul's wisdom. 
In order to become human, it was necessary to forget who you truly are.  That dynamic of remember a little bit of your soul, but forgetting most of who you really are, has been relatively steady for thousands of years.  Beginning in the 1960's, and increasing greatly in the 1980's, there have been babies born with a different kind of contract.  Their agreement is to remember more of who they are and to bring that light into their human experiences.  This helps all of humanity evolve toward remembering more of who you really are.  But it is difficult to be one who holds more light than those around you, and this is what distinguishes an Indigo or Crystal child from their peers.
In the 1960's, you might say that one in every thousand children had an Indigo contract.  In the 1970's the rate increased to something like one in every one hundred children.  By the 1990's, about 70 or 80 percent of babies born had a contract to bring more light to Planet Earth.  And this light is crystalline energy -- it is the pure light of Love that creates everything in the universe.  When more children had this contract than not, you began to find ways to distinguish differences among them, so you came up with names beyond "Indigo" to describe them.  All these names point to the same basic dynamic, and offer help understanding differences among them.
Because humanity has adjusted to the crystalline energy being brought by these generations, there is now room in the basic human contract.  It is now possible for everyone to remember more of who they truly are and to carry with you the light of your soul during your human lifetime.  During the 1980's, a series of harmonic alignments occurred, including the Harmonic Convergence, that opened an even more expansive and enlightened contract for humanity.  It was after this time that Crystal Children began to be born.  
This is all part of the evolution of humanity.  Humanity has evolved enough that it is now true that if you are alive on Planet Earth at this time, you are connected to crystalline energy.  There are enough of you moving through enlightenment at this time that is now possible for any one of you to move into crystalline energy.  Moving through enlightenment means renegotiating your contract in order to include more light and remember more of you who really are.  It no longer matters whether you were born with and Indigo or Crystal contract.  You can become an Indigo or Crystal adult through your own enlightenment process.  It was important for you to recognize Indigo and Crystal children and to support them, and now it is most important that you recognize that all of you are special.  All of you are divine.  Everyone one of you chose to be alive on Planet Earth at this time because humanity is evolving toward light and you play a fundamental role in that evolution.
It can be very useful to look back and realize that you were an Indigo child.  It can be very useful to acknowledge the children in your life and what contracts and special needs they might have because they are Indigo, Crystal, or otherwise special.  But ultimately the most important thing you can do is to recognize that the crystalline energy is simply a shift in how you see yourself and how much light you bring into your life and carry in your body.  That light becomes brighter as you heal the things that hold you back, let go of your own darkness and shadow, and step into more love in your everyday life.  You -- every one of you -- can be Indigo or Crystal.  In fact, you are becoming so every day as you move through enlightenment.  And just as you would take very good care of a special child, it is time to take very good care of yourself.  You are precious!  (January 2011)

Jen Eramith MA